Bu sorunun cevabı işitsel sistemin frekans ve şiddeti farklı çözünürlüklerde kodlamasında yatıyor. İnsan kulağı frekans farklarını çok daha ince ayarla algılayabilir: 100 Hz civarında bir tonu birkaç Hz kadar ayırt edebiliz, bu yaklaşık %0,3’lük bir Weber fraksiyonu. Oysa şiddet farkları için eşik yaklaşık 1 dB’e çıkar ki bu göreceli olarak çok daha büyük bir değişim. Yani ton, fonolojik ayrım için çok daha hassas bir parametre.
Ton üretimi de buna uygun: ses tellerinin gerginliğini ve uzunluğunu veren intrinsik larinks kasları son derece ince motor kontrol sunar. Oysa şiddet, larinks altı basıncından beslenen solunum kaslarına ve hava hacmine bağlı; bu da daha kaba, otomik ve süreyle çabayla birlikte değişen bir kontrol. Bu yüzden şiddet evrimsel ve artikülatuar olarak vurgu ve duygu gibi prosodik (supsegmental) işlevlere kalmış, lexikal ayrım için uygun değil.
Dilbilimsel kayıtlar bunu teyit ediyor: dünyadaki hiçbir dilde şiddet fonolemik ayrıştırıcı özellik olarak kullanılmıyor, oysa ton ve intonasyon yaygın. Koklear yer kodlaması farklı frekansları net ayırt ederken, şiddet yakalama çok more atım hızına (rate coding) dayanır ki bu ince ayrım için gürültülü. Yani mekanizma aynı değil; hem ayrım çözünürlüğü hem artikülatuar hassasiyet hem nöral kodlama tonu şiddetten ayrıştıran üç ayrı sistem.
Okutarak mobil cihazınızda açın