Her iki dakikada bir, dünyada bir dil sözcüklerinden oluşan bir evi boşaltır gibi sessize dönüyor. Bu kayıp, sözlükten silinen bir kelime kadar küçük değil; bir halkın gökyüzünü nasıl okuduğu, toprağı nasıl adlandırdığı, hastalığı nasıl anladığı ve ölümünü nasıl anlattığına dair birikmiş tüm bilgi sisteminin ardına kapanmasıdır. İşte bu görünmez tahribatin karşısında, dilbilimciler yalnızca ütümcüler değil, aynı birer arşivci ve mezar taşı kazıcıdır. Max Planck Enstitüsü’nün Jena’daki laboratuvarlarında, dünyadaki her konuşılan dilin bir katalog numarası, bir soy ağacı ve bir tehdit durumu oluşturuluyor: Glottolog. Bu arşiv, insanlığın sözel mirasının tam bir envanterini çıkarmaya çalışan, kanıtlanmış veriyle örülü dev bir haritadır.
Dilin Sayısal Haritası: Glottolog ve Max Planck’in Mirası
Dünyada konuşulan dil sayısı, tahminlerden gerçek sayıma bir geçiştir. Yüzyıllar boyunca “yaklaşık yedi bin” gibi yuvarlak ifadelerle geçiştirilen bu rakam, artık disiplinli bir katalog disiplinine dönüştü. Glottolog, açık veri ilkeleriyle beslenen, hakemli katalog kayıtlarına dayanmayan ama onlarla hizalanan bir yapı kurar; her dil için kimlik, sınıflandırma ve coğrafi dağılım verisi üretir. Enstitünün dil bilimi biriminin odağındaki temel soru sadettir: Dünya kaç dille konuşuluyor ve bu diller birbirinden nasıl ayrılmıştır? Bu sorunun cevabı, Hint-Avrupa’dan Avustralya’nın iç bölgelerindeki küçük dil topluluklarına kadar uzanan binlerce dallanmalı bir ağı oluşturur.

Bu haritanın derinliği, yalnızca sayımda değil, dilleri birbirine bağlayan ilişkilerin izinde yatıyor. Her dil ailesi, tarihin derinlerinden gelen göçleri, ayrışmaları ve birbirine karışmaları taşır bir kenarda. Bir dilin sınıflandırılması, aslında o dili konuşan halkların tarihsel yolculuğunu yeniden inşa etmek anlamına gelir. Bu yüzden Glottolog yalnızca bir veri tabanı değil, insan hareketlerinin sözel izlerini taşıyan bir arkeoloji alanıdır.

