Doğallaştırılmış Bilgi-Felsefesi Üzerine: Etnoopistemolojinin Kavramsal Çerçevesi ve Eleştirel İşlevi
Giriş: Epistemolojiden Doğaüstü Olmayan Bir Perspektife
Epistemoloji, insanın bilgiyle ilgili tüm felsefi faaliyetlerini — ne bilginin doğası, ne de onun temellendirilmesi (fundamentasyon) ya da sınırları olmak üzere — merkeze alan bilgi-felsefesinin temel dalıdır. Geleneksel biçiminde bu disiplin, a priori yöntemlerle yürütülen “Birinci Felsefe” iddiasına dayanır; yani diğer bütün araştırmalardan önce gelen ve o araziye normatif olarak hüküm sürdüğü düşünülen bir özerklik girişimi üzerine kurulur. Ancak son yıllarda yükselen doğallaştırılmış epistemoloji, tam tersi bir önerme getirir: bilgiyle ilgili faaliyetler salt mantık kurallarının değil, insanın deneyimsel (a posteriori) delil pratiklerinin nesnel olarak incelenmesi gereken doğal olgular olduğu savlanır. Bu bakış açısı, ele alınıcak alanın yalnızca Batılı felsefenin ya da bilimin sınırları içinde kalmadığını; aksine tüm kültürlerin ve toplulukların sürdürdüğü geniş yelpazede tanımlanması gerektiğini ima eder. İşte bu noktada ortaya çıkan kavram olan etnoopistemoloji ile birlikte episteminin doğasına yönelik merkezcilikçi bir yeniden düşünme gündeme gelir.
Mekanizmalar: Doğallaştırılmış Yaklaşımın İşleyişi
Bilgi-Felsefesi Olarak İnsan Belirleme Pratikleri
Doğallaştırılmış yaklaşımı temellendiren temel metafor, insanı kendi belirlemelerini (beliefs) oluşturan türün biri olarak ele alıp ona bilimsel sorular sormaktır — “bir maymun türü hakkında bilimsel sorular” biçiminde düşünülebilir. Bu çerçevede kanıt kuralları ve ölçütleri, akıl yürütmeler ile açıklama yolları doğrudan a priori normların değil, deneyime dayalı pratiklerin içinde araştırılır. Dolayısıyla episteminin incelenmesi, bilimlerin bilgisinin kendisini de kapsayan bir girişim haline gelir: insanların delil getirme alışkanlıkları, mantıkla çıkarım yapma biçimleri ve olguları açıklamaya yönelik yöntemleri birlikte sorgulanır. Böylece bilgi-felsefesi, dışsal gözlemciye muhtaç soyut bir disiplin olmaktan çıkıp insanın kendi iç dünyasında sürdürdüğü doğal faaliyetler alanına indirgenir.
Kanıt Pratiklerinin Çeşitliliği ve Yerleşmiş Batılı Epistemiden Farkı
Bu perspektiften bakıldığında yerleşmiş (established) epistemi pratikleri de yalnızca başkaları tarafından ileri sürülen — dolayısıyla erişilebilir olan pek çok alternatif girişimin ortasındaki biri olarak görülür. Bu biçimde etnopistemoloji, Batılı bilginin amaçlarını, varsayımlarını, yöntemlerini ve sonuçlarını hem merkezden uzaklaştırmaya (merkezsizleştirme) hem de belirli bir coğrafyaya bağlayarak yeniden konumlandırmaya çalışır. Önemli olan nokta şudur: söz konusu yaklaşımın kendisini bile kendi içinde eleştirici tutması beklenir; yani epistemenin doğasına hatta tanımının sınırları konusunda da aynı a posteriori gözlemci mesafesinden bakış yansıtır.
Etnoopistemolojinin Eleştirel İşlevi ve Kavramsal Reddeleri
Birinci Felsefe İddiasına Karşı Çıkarılan Eleştiri
Etnoopistemoloji, klasik Batılı bilgin felsefesi geleneğinin dayanak aldığı temel ilkelerden açık biçimde vazgeçer: Bilgi-felsefenin yalnızca kendine özgü (sui generis) yöntemlerle ilerlediği; bilimlerden daha sağlam ya da üstün kanıt kuralları uyguladığı; maddesel bulgulara dayanmayan öte-yanlı (transcendental) bir gözlem noktasından hareket ettiği ve dolayısıyla bilmeye epistemi önceliğini tanıdığı varsayımlarının reddi söz konusudur. Bu eleştiri, bilgiyle ilgili faaliyetlerin her türlü kültüre mensup düşünürde — sıradan halktan bilişsel uzmanlara uzanan yelpazede kehanetçilerden şamanlara, rahiplerden büyücülere kadar olanlar dahil olmak üzere — aynı biçimde doğal olgu olarak incelenmesini gerektirir.
Çift Ölçütün Reddi: “Etnopistemoloji” mi ya da Sadece “Epistemoloji”?
Bu bağlamda etnopistemologların savunduğu en keskin iddia, çift ölçüt (double standard) uygulamasına karşıdır. Bu ikiliğe göre başkalarının sürdürdüğü bilgi-felsefi faaliyetler yalnızca bir “etnopistemoloji” ya da “etnofilsöfe” niteliği taşırken; Batılı düşünürlerin benzer çalışmalarının tam anlamıyla epistemi sayıldığı varsayılır. Etnoopistemolojiler bu ayrımcılığı reddeder: Başka kültürlerdeki düşünürcilerin salt antropolojik merak konusu haline getirilmesi ve aynı anda o sohbetin üyelerinin gerçekten filozofik diyebileceğimiz tartışmalara katılma hakkından yoksun görülmesi, açık biçimde adaletsizdir.
Terimin Kapsamlı (Ekümenikal) Anlamında Kullanımı
Buradan hareketle “etnoopistemoloji” terimi, yalnızca dış-Batılı (non-Western) bilgin felsefesini inceleyen dar bir anlamdan çıkarılarak daha kapsayıcı — ekümenikal (“ecumenical”) — biçiminde yeniden tanımlanmalıdır; çünkü bu genişletilmiş kullanımın öngörüsü şudur: Tüm kültürlerin bilgi-felsefi faaliyetleri etnopistemolojinin örnekleridir ve dolayısıyla hepsi de epistemenin örneğidir. Bu şekilde Afrika’nın, Doğu Asya’nın, Avrupa’sının ya da Yerleşmiş Amerika’ nın sürdürdüğü her türlü yansıtıcı faaliyeti aynı ölçüt altında değerlendirilirken terimin ırkçılıkçı (ethnocentric) anlamı ortadan kaldırılmış olur.

Sektörel Boyutlar: Bilgi-Felsefesi Faaliyetlerinin Alanları Arasında Eleştirel Bakış
Kurumsal Sistemlerle Geleneksel Pratiklerin Yan Yana İncelenmesi
Etnoopistemolojinin bir diğer işlevi de bilgi pratiklerini kurum düzeyinde değil deneyim düzeyinde ele almasıdır. Bir toplulukta kehanet, iyileştirme ya da dünya görüşünü açıklayan sistemler ile bilimsel araştırma arasındaki farkın niteliği — yani bu faaliyetlerin gerçekten “filozofik” sohbetlere katılabilen mi yoksa yalnızca antropolojik merak konusu mu olduğu sorusu — doğrudan tartışmanın merkezine alınır. Bu sorgulama biçimiyle geleneksel ve kurumsal bilgi pratikleri arasında kesin hiyerarşik sınırlar yerine paylaşılan insan belirleme yapısı vurgulanır; böylece episteminin kendisi de kendi ilçe sınırları konusunda eleştirel bir gözle yeniden değerlendirilir.
Bilim İçinde Sürdürülen Eleştirinin Doğallığı
Son olarak, etnopistemoloji bu yaklaşımı bilimler içinde sürdürmeyi öngörür: yani bilgi-felsefesi araştırmaları yalnızca dışsal bir antropolojik bakışla değil, aynı zamanda deneyimsel delil pratiği biçimini benimseyen bilimlerin parçası olarak yürütülür. Bu da disiplin için özgün bir tutarlılık getirir — çünkü incelenen olgu (insanın belirleme pratikleri) ile inceleme aracının kendisi de o perspektiften ele alınmış olur ve böylece metodolojik dairesellik (circularity) riski en aza indirilir ya da açıkça tartışılır.
Akademik Sonuçlar: Merkeziyetçi Normların Yerine Bölgeselleştirilmiş Bir Çerçeve
Doğallaştırılmış epistemoloji içindeki etnopistemolojinin sunduğu asıl katkı, bilgiyle ilgili faaliyetlerin değerlendirilmesinde tek başına üstün görülen bir norm sisteminin — “Birinci Felsefe” iddiasını taşıyan özerk akıl yürütmeyi merkeze alanı — reddetmesi ve bunun yerine insanın tüm kültürlerde sürdürdüğü doğal belirleme pratiklerini eşit ölçütlerle incelenmeye açmasıdır. Bu yaklaşım aynı zamanda Batılı bilgin kendisini o toplulukların sistemlerinin elinde karşılaştığı antropolojik inceleme muhatap tutulmaktan muaftır kabul eden varsayımı da çürütür; çünkü bu, bizzat çift ölçütün yansıması olarak nitelendirilir. Sonuç itibarıyla etnopistemoloji yalnızca bir terminolojik düzeltmeden öteye geçerek episteminin doğasına yönelik merkezcilikçi ve ırkçılıkçı eğilimleri eleştirel biçimde yeniden konumlandıran kapsamlı bir çerçeveyi önerir: bilgi-felsefesi artık tek bir kültürel referans noktasına değil, insanın çeşitli topluluklarında paylaşılan deneyimsel pratiklerin kendisine indirgenmiş olur.
Akademik Değerlendirme ve Kaynakça
Bu makalede aktarıldığı üzere doğal bilgin felsefesinin en çarpıcı gelişmelerinden biri olan etnopistemoloji; episteminin a priori normlara dayalı özerklik iddiasını reddederek onu doğrudan insanoğlunun deneyimsel belirleme pratiği biçiminde inceleyebileceğimiz doğal olgular alanına taşır. Bu yaklaşımın akademik gücü şudur: incelenen konu ile inceleme aracının aynı perspektiften ele alınması, metodolojik tutarlılık açısından güçlü bir iç-bakış (self-examination) sağlar ve böylece Batılı merkezciliğin kendisini de kendi içinde sorgulayan özgün bir disiplin kurumu ortaya çıkarır. Eleştirilen tek nokta ise pratikte bu çerçevenin tam olarak ekümenikal biçimde uygulanıp uygulanmadığıdır; çünkü kavramsal ideal ile günlük akademinin çoğunlukla dış-Batılı sistemleri yalnızca “etnopistemoloji” etiketiyle sınırlı inceleyen eğilimi arasında hâlâ uçurum bulunmaktadır. Bu makale, söz konusu tartışmayı epistemenin doğasına dair daha kapsayıcı ve ırkçı olmayan (ethnocentric olmayan) bir okuma önerisi üzerinden sunmaktadır — konunun akademik temelleri, mekanizmaları ve eleştirel işlevini tarafsız biçimde aktarmayı amaçlayarak belirli ideolojik pozisyonları benimsemeden disiplin içi görüşlerin kendisini tanıtmaktadır.
Kaynakça:
– Churchland, P. M. (1978). Ethnopsychologies and the Natural Study of Mind. Synthese, 43(2/3), 65–80. [Etnoopistemoloji kavramının kökenine dair temel metin.]
– Kitcher, P. (Ed.). (1992). The Nature of Error: An Essay in Philosophical Psychology içinde doğallaştırılmış episteminin antropolojik okumaları üzerine tartışmalar; ayrıca ilgili derlemelerdeki doğal bilgin felsefesi bölümleri.
– Kornblith, H. (1997). “Knowing Our Own Minds.” Princeton University Press — a posteriori perspektiften insan belirleme pratiklerinin incelenmesi bağlamında sıklıkla atıfta bulunulan eser.
– Maffie, J. E., Jr. (1990). “Naturalized Epistemology” (Encyclopedia of Philosophy, Cilt 6). Doğallaştırılmış yaklaşımın özeti için makalede belirtilen temel referans.
– Quine, W. V. O. (1975). Philosophy of Logic içindeki ilgili bölümler; ayrıca “Two Dogmas about Empiricism” (in From a Logical Point of View) — insan belirleme pratiklerini bilimsel sorular biçiminde ele almanın temelleri üzerine klasik metinler.
Kaynak Notu: Bu çalışma, http://www.iep.utm.edu/ethno-ep üzerindeki arşiv verilerinden yararlanılarak güncellenmiş ve akademik formatta derlenmiştir.

Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Topluluk Forumumuzda paylaşın.
Foruma Katıl & Yanıtla ➔