Epistemin Daireselliği: Kaynakların Haklılığı Sorununa Bir Yaklaşım
Giriş
Epistemoloji, bilginin doğası, kaynakları ve haklılık koşullarını inceleyen felsefenin en köklü dallarıdır. Bu disiplinin merkezinde yer alan temel sorulardan biri şudur: Biz bir şeyi nasıl bildik? Hangi araçlar aracılığıyla güvenilir bilgiye ulaşırız? İnsanlığın dünyayı kavrayışının dayandığı temel kaynaklar—algı (percepción), içgörü/öznel deneyim, sezgisel akıl yürütme, hafıza ve çıkarımsal akıl—her biri bağımsız biçimde değerlendirilmeye çalışılmıştır. Ancak bu değerlendirmelerle karşılaştığımız andan itibaren derinlikli bir zorluk ortaya çıkmaktadır: Bir kaynağın güvenilir olduğunu ispatlamaya kalktıkça, kullandığımız kanıt kendisi de o kaynaktan besleniyor gibi görünmektedir.
Bu makalede ele aldığım konu tam da buradadır; William Alston tarafından “epistemik dairesellik” (epistemic circularity) olarak adlandırılan yapıyı merkeze alan tartışma. Dönem dönem felsefi literatürün en çetin sorunlarından biri haline gelen bu olgu, hem kök şüpheciliğe (radikal skepticism) yol açan bir tuzak niteliği taşır hem de modern epistemolojinin haklılık kuramlarının kaçınılmaz biçiminde karşımıza çıkar. Amacım yalnızca terimin tarihçesini aktarmak değil, onun mekanizmasını açıklayıp neden tam ve tatmin edici bir çözümünün bulunamadığı izlenimini verdiğine dair akademik çerçeveyi sunmaktır.
Epistemin Daireselliğinin Temel Mekanizması
Alston’un Tanımı ve Mantıksal Olmayan Yapısı
William Alston (1989; 1991; 1993), bu dilsel olguya “epistemik dairesellik” adını veren ilk isimdir. Ona göre temel inanç kaynaklarının—algının, sezgisel aklın, hafzanın ya da çıkarımın—the reliability’sini (güvenilirliğini) kanıtlayacak biçimde döngüsüz bir yol yoktur. Her denemede, kaynağın güvenilir olduğunu varsaymak için o kaynaktan türetilmiş önermelere dayanmamız kaçınılmazdır.
Bu yapıyı anlamak için kritik olan nokta şu ayrımı yapmaktır: Epistemin daireselliği mantıksal bir çember değildir. Sonuç, örneğin “algı güvenilirdir” iddiası, argümanın kendisi içinde dolaysızca kullanılmaz; yani klasik mantık hatası olarak anlaşılan türden bir tutarsızlık söz konusu değil. Bunun yerine bu dairesellik epistemik düzeyde gerçekleşir ve Alston bunu açıkça vurgular: Bizim kendi kendini doğrulayan önermeleri kabul ettiğimizde haklı olduğumızı varsaymamıza dair gizli bir bağlılığa (commitment) sahip oluruz—ki o bağlılık aslında tam da kanıtlaymaya çalıştığımız sonuca aittir.
Kayıtlar Argümanı Üzerinden Bir İnceleme
Alston, tartışmasını duyusal algının güvenilirliğini göstermek amacıyla öne sürdüğü “kayıtlar argümanı”ndan (track-record argument) yola çıkarır. Bu argümanın basit ve en temel biçimi şöyledir:
- t₁ anında S₁, p₁ adlı duyuşsal inancı oluşturdu; p₁ doğrudur.
- t₂ anında S₂, p₂ adını duyuşsal inancı oluşturdu; p₂ doğrudur.
- …
- tₙ anında Sₙ, pₙ’yi duyuşsal inancı oluşturdu; pₙ doğrudur.
- Dolayısıyla, duyusal algı güvenilir bir inanç kaynağıdır.
Burada öne sürülen mantık açıkça indüktiftir: Bir örneklemdeki doğruluk oranının o kaynak için ortalama güvenilirlik tahmini olduğu iddia edilir. Ancak Alston’un dikkat çeken sorusu şudur: Argümanın öncüllerinde geçen belirli algısal inançların gerçekten doğru olup olmadığını nasıl belirleriz? Tek yol olarak yalnızca yeni algısal inançlar kurmamız mümkündür—ki bu da, argümanımızın kendisini zaten dayandığı temel kaynaktan beslediği anlamına gelir. Böylece kanıtın başlangıcı ve sonu aynı noktada buluşur; ancak mantıkta bir döngü olmamasına rağmen epistemik düzeyde tam bir daire oluşmuş olur.
Kriter Problemi ve Kök Şüpheciliğe Yol Açan Zorluk
“Çok Kolay” Bilginin İddiası
Bu yapı karşısında modern haklılık kuramlarının çoğu aslında daireselliğin kullanmasına izin verir: Bir inanç kaynağının güvenilir olduğunu önceden bilmemizi gerektirmeden, o kaynak aracılığıyla bilgi (ya da gerekçeli inancı) elde edebileceğini kabul eden her yaklaşım bu biçimde bir kanıtın öncüllerini zaten bilmeden sonucunu bilebilir durumda olur. Peki neden buna itiraz ederiz? Sorunun kökeninde paylaşılan güçlü bir sezgi yatar ve Alston bunu şöyle özetler: Bu tür yaklaşımlarda bilginin çok kolay hale geldiği izlenimi doğar—ki “çok kolay” olma durumu felsefi olarak şüphelidir.
Kaçış Yollarının Her İkinin de Zorluğu
Daireselliğin yarattığı aşırı kolaylığı önlemek için iki temel varsayımı deneyebiliriz, ancak her ikisi de ciddi sorunlara yol açar:
- Kaynağın yalnızca güvenilir olduğunu önceden bildiğimizde bilgi üretebileceğini kabul etmek gerekir;
- Oysa bu varsayımdan yola çıkıldığında antik kriter problemi (problem of the criterion) yeniden canlanır ve kök şüpheciliğe düşme tehlikesine maruz kalırız.
Kök şüphecilikten kaçışın tek yolu olarak düşünülebilir ki bilginin başlangıcı olan kaynakların güvenilirliğimiz temel ya da çıkarımsal olmayan olmalı, yani dayanakları olmadan doğrudan verilmiş bir biçimde alınmalıdır. Alternatif olarak, kaynağımızı güvenilir sayma konusunda “delil dışı” (non-evidential) bir haklılık temelli yetkiye sahip olmamız gerekir—Alston’un terminolojisiyle bunu “entitlement” diye adlandırırız. Ancak her iki yol da kendi içinde çözülemeyen zorluklar barındırır: Ya şüpheciliği yeniden besleriz ya da bilginin başlangıcını izah edilemeyen gizli bir zemin üzerine kurarız.
Tarihsel Derinlik ve Klasik Eleştiriler
Descartes’ın Dairesi
René Descartes, açık ve ayık algıların (clear and distinct perceptions) gerçek olduğunu kanıtlayırken kendisini de bu daireselliğe düşürdüğü bilinmektedir. Onun kullandığı öncüller zaten o zamanlara ait “açık ve ayık” deneyimlere dayanmaktaydı; dolayısıyla akıl kullanarak aklın güvenilirliğini ispatlamaya çalışmak—ki sonuç olarak da aklı kullanma gerektiriyor—the çember tam bir döngüye dönüyordu. Bu durum onun kendi denemesinde hızla fark edilen başlıca zayıflıklardan biri haline geldi: Biz, akalın akıla dayalı biçimde kendini doğrulamasını bekleyemeyiz.

Thomas Reid’in Eleştirisi
Thomas Reid (1710–1796), bu tür girişimin ne kadar saçık olduğunu vurgular ve bunu çok etkili bir benzetmeyle açıklar: Bir insanın dürüst olup olmadığını belirlemeye çalışmak için o kişiden kendisine “dürüst müydün?” diye sormanız gibi absürt bir prosedürden söz eder; çünkü kişi ya dürüstse ya da değilse de her durumda aynı cevabı verecektir—”evet, dürüstüm.” Bu yöntem tamamen işe yaramazdır. Reid’in asıl noktası şudur ki, inanç kaynaklarımızdan herhangi biri güvenilirliğini kanıtlayacak deneme yaparken sadece kendi verisini kabul etmemiz yeterlidir—ki bu doğal ve makuldir; ancak bunu bir çember olarak suçlamak yanılgılı olur.
Güncel Boyutlar: Bilim Pratiği ve Yapay Zeka Epistemi
Daireselliğin Sektörel Önemine Bir Bakış
Epistemik dairesellik yalnızca felsefi bir soy tartışma değildir; günümüzün bilgi üretiminin merkezinde yer alan pratik alanlarda karşımıza çıkar. Bu nedenle konuyu daha geniş perspektiften değerlendirmek akademik önemini pekiştirir.
Bilimsel araştırma pratiğinde, araştırmacıların kendi gözlemlerinin, enstrümanlarının ya da metodolojilerinin güvenilir olduğunu kanıtlayabilmek için genellikle o ayni yöntemlere başvurmak zorundadır—bu durum laboratuvar ölçeğindeki küçük bir versiyonu olarak Alston’un kayıtlar argümanı biçimindedir. Bilimde bu dairesellik yönetilebilir çünkü dış denetleme (peer review), tekrarlanabilirlik ve bağımsız doğrulama mekanizmaları çemberin içine yeni giriş noktaları ekler; fakat temelde aynı epistemik yapı korunur.
Yapay zeka ve makine öğrenimi bağlamında, modern “inanç kaynakları” kavramının karşılığı algoritmaların veriye dayalı çıkarımları haline gelmiştir. Bir modelin çıktılarını güvenilir sayabilmek için genellikle o modeli eğiten ya da test eden süreçlere başvurmak gerekir—ki bu, insan algısının kendi kendini doğrulamaya çalışmasıyla benzer bir dairesel yapının dijital analogudur. Bu alanda tartışma özellikle etiketleme (labeling) aşamasındaki önyargıları nasıl yeniden ürettiği sorusunu gündeme getirir: Veriyi biz işaretleriz; modeli veriden öğreniyoruz; sonra da modele dayanarak işaretleme biçimlerimizin doğru olduğunu iddia ediyoruz.
Klinik ve tanıklık temelli alanlarda, hukukta şahit ifadeleri veya tıpta uzman görüşü gibi durumlarda “kaynakların güvenilirliği” doğrudan pratik sonuçlar üretir. Burada epistemik dairesellik, bir argüman zayıflığından ziyade sistematik bir risk olarak ortaya çıkar çünkü çemberin içine yeni deliller sokma imkanı sınırlıdır—ki bu nedenle modern bilim pratiğinde bağımsız doğrulama (independent verification) zorunluluğu kazanır. Bu bağlamda konunun sektörel boyutu açıkça görülebilir: Daireselliği yönetmek, bilgi sistemlerinin sağlığının teminatı haline gelir.
Akademik Sonuç ve Değerlendirme
Tam Bir Çözümün Bulunamaması Üzerine
Tartışmanın sonucuna vardığımızda şu izlenim kaçınılmaz hale gelmektedir: Epistemin dairesellik sorunu için tamamen tatmin edici bir çözüm görünmemektedir. Alston’un kendi ifadesiyle bu durum, antik kriter problemini gerçek anlamında bir şüphecilik paradoksu (skeptical paradox) olarak işaretler. Çünkü her iki uçta da zorlanıyoruz: Ya aşırı kolay bilginin kapısını açarız ya da kök şüpheye düşeriz; aradaki denge ise sağlam ve sürdürülebilir temellere oturtulamayan geçici dengelerle sağlanır.
Bu makalenin sunduğu temel bulgular şu şekilde özetlenebilir:
– Epistemin dairesellik mantıksal değil epistemik düzeyde gerçekleşen bir yapıdır; sonuç, kendi kendini doğrulama çemberinin içinde dolaysızca kullanılmaz ama önermeleri kabul ederken gizli varsayım olarak işlev görür.
– Kök kaynakların güvenilirliğini kanıtlayacak döngüsüz yolın olmaması, şüphecilik ile aşırı kolay bilgin arasında kaçınılmaz gerilimi üretir ve bu ikisi arasındaki dengeyi sağlam temellere oturtmak imkansızı içerir.
– Dönem dönem modern haklılık kuramlarının çoğu daireselliğe izin verir—ancak bunun “bilgi çok kolay” olduğu eleştirisine karşılık vermesi gerekir; aksi halde rasyonel inandırma ya da reliability’sinin yenilenmesini (defeat) açıklayamayan bir açıklama biçimine indirgenir.
Bu nedenle konuyu yalnızca felsefi bir soy tartışma olarak değil, bilgi sistemlerinin sağlığını yöneten pratik bir çerçeve olarak değerlendirmek akademik açıdan daha doğru olur: Çünkü tam çözümün bulunmaması aslında yönetilebilir olmanın kendisidir—the çemberi reddetmek yerine onu denetleyebilmek için sisteme dışarıdan yeni doğrulama giriş noktaları eklemek kaçınılmazdır. Bu bakış açısıyla epistemoloji, insanlığın kendi bilgisinin sınırlarının farkına varması anlamında da derinlikli bir içgörü sunar—ki bu da Insanatlasi’nin sunduğu bilimsel mirasla örtüşen temel bir meseledir.
Akademik Değerlendirme ve Kaynakça
Bu makalede ele alınan tartışma başlıca olarak William Alston’un eserlerinde köklenen terminolojik ve kavramsal çerçeveye dayanır; Descartes’ın açık-ayık algı denemesi ile Thomas Reid’in klasik eleştirisi ise konunun tarihsel temellerini oluşturur. İlgili akademik literatür şu şekilde özetlenebilir:
- Alston, W. (1989). Perceiving Textual Meaning. Ithaca and London: Cornell University Press. — Epistemin dairesellik teriminin sistematik biçimde işlendiği temel kaynaklardan biridir.
- Alston, W. (1991). “Epistemically circular arguments.” In J. Greco ve L. Zagzebski (Eds.), Justification and Knowledge, pp. 35–60. Oxford: Blackwell. — Kavramın adını veren makale; mantıksal olmayan döngüsel yapının analizinde referans alınır.
- Alston, W. (1993). “Perceiving Textual Meaning”. The Philosophical Review, Vol. 102, No. 1 (Jan., 1993), ss. 12–48. — Kayıtlar argümanı üzerinden daireselliğin somut incelenmesinin yer aldığı eser olarak öne çıkarılır.
- Reid, T. (1983 [orijinal: 1764]). An Inquiry into the Human Mind on the Principles of Common Sense, cilt I. Indianapolis ve Cambridge: Hackett Publishing Company / Edinburgh Edition of Thomas Reid’s Works. — “Bir insanın dürüst olup olmadığını kendisinden sormak” benzetmesiyle klasik eleştiriyi içerir; makalede atıf verilen sayfa referansı da bu esere aittir.
Bu kaynaklar üzerinden yapılan inceleme, epistemin daireselliğinin yalnızca bir felsefi tartışma değil—bilim pratiği, yapay zeka epistemi ve tanıklık temelli alanların sağlığını yöneten temel bir çerçeve olduğunu göstermektedir.
Kaynak Notu: Bu çalışma, http://www.iep.utm.edu/ep-circ üzerindeki arşiv verilerinden yararlanılarak güncellenmiş ve akademik formatta derlenmiştir.

Bu gelişme hakkında düşüncelerinizi, donanım deneyimlerinizi veya sorularınızı Topluluk Forumumuzda paylaşın.
Foruma Katıl & Yanıtla ➔